Yazılar

YENİ TÜRK HARFLERİNİN KABULÜ VE DİLDE SADELEŞTİRME

1 Aralık 2019

 

1928'in son ayları ve yeni yılın ilk günü Türkiye tarihinin dönüm noktalarından birine sahne olur: Tanzimat'tan bu yana tartışılmakta olan Latin harflerine geçiş, 1928'in 31 Ekim'inden başlayarak kuvveden fiile geçmeye başlar; süreç 1 Ocak 1929'da tamamlanacaktır. Bu süreci 12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin kuruluşuna kadar uzatmak mümkün müdür? Neden olmasın? Cemiyetin kuruluşu, düzenlediği kurultaylar ve çalışmaları apayrı bir yazının hatta Nurettin Kalkan'ın yapmakta olduğu gibi apayrı bir doktora tezinin konusunu teşkil edebilir.

31 Ekim 1928 tarihinde İsmet Paşa, MaHmut Esat, Mustafa Abdülhalik, Şükrü Kaya, Tevfik Rüştü, Saraçoğlu Şükrü, Mustafa Necati, Recep ve Mustafa Rahmi Refik beyler Meclis'e Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Başvekaletten Mevrut (1/266) Numaralı Kanun Layihasını verirerek süreci başlatırlar. Kanun tasarısı verildiğinde Meclis tatildedir; 3. Dönemin 2. Yasama yılı ertesi gün 1 Kasım'da başlayacaktır. Kanun tasarısının gerekçesi şu şekildedir:

Türk dili şimdiye kadar bünyesine uymayan Arap harfleri ile yazılıyordu. Arap harfi sistemi bir taraftan lisanımızın muhtaç olduğu sadalı harfleri ihtiva etmiyor, diğer cihetten Türk hakkiyle telaffuz eyleyemediği bir takım seslere malik bulunuyordu. Bu yüzden Türk çocuğu ana dilini yazabilmek için uzun zaman muayyen kalıpları bellemek ızdırarında kalıyor, hayali zihninde mevcut olmayan yeni bir kelimeyi doğru yazmak veya okuyabilmek için uzun uzadıya Arap ve Acem sarf kaidelerini bilmesi lâzım geliyordu. Bu halin meydana çıkardığı zorluklar herkesçe malumdur. Medenî bir yazının muttarit imlâya sahip olması iktiza ettiği halde eski yazı ile buna da imkân bulunmuyordu. Çünkü aslen Türk olan kelimelerin sadalı harflerle yazılması icabeylediği halde eski harf sistemimizde bunun için kâfi işaret mevcut değildi. Mevcut sadalı harflerin ayrıca birer samit olması yazılan bir Türkçe kelimenin bile başka başka yollarda okunmasını iktiza ettiriyordu. Eski harf sistemi baki kaldıkça ecnebi asıldan gelen kelimeleri gerek telâffuz ve gerek sarf itibariyle lisana maletmek .mümkün değildi. Bu sebeptendir ki Türkçeyi iyi yazabilmek ve yazılanı okuyabilmek için öğrenilmesi uzun senelere muhtaç kaidelerle meşgul olmak iktiza ediyor ve yazı yazanak doğru okumak ancak muayyen bir sınıfın imtiyazı haline geliyordu. Bu müşkülât yüzünden millî ve binaenaleyh bütün halk tarafından okunabilecek I ve yazılabilecek bir lisan için icabeyleyen bir gramer vücuda gelemiyordu. Buna bir de eski Arap harflerinin Türk matbaacılığını nasıl ilerlemekten alıkoyduğu, telgraf gibi medenî vasıtaları kullanmakta milletimizi beyhude masraf ve zorluklara sürüklediği ilâve olunursa eski harf sistemimizi değiştirmek zarureti meydana çıkar. Bu sebeplere mebnidir ki esasen millî lisanımızın bünyesinde muvafık bir harf sistemi kabul etmek Cumhuriyet Hükümetinin programı iktizasından bulunuyordu. Türk dilinin bünyesine muvafık olmak üzere Lâtin esasından alınacak harfleri tespit eylemek için geçen sene Maarif Vekâletinde teşkil edilen dil heyetinde esasları hazırlanan harf sistemi ile yapılan tecrübelerde dilimizi en iyi bir tarzda yazması mümkün olduğu anlaşıldı. Kısa bir zamanda milletimizin bu harfleri kolaylıkla öğrenmeleri bu harf sisteminin de lisanımızın bünyesine uygun olduğunu da ayrıca meydana koydu. Binaenaleyh Cumhuriyet Hükümeti artık tecrübe ile sabit olan Lâtin esasından alınan harf sistemimizin kanun halinde tespitini zarurî görmüş ve merbut lâyihayı bu maksatla teklif eylemiştir. Türk harf sisteminin kolaylığı son aylar zarfında yapılan tecrübelerden anlaşıldığı için Devlet dairelerinde hemen bu harflerle yapılacak müracaatların kabulü ve onun üzerine muamele ifası kabil olacaktır. Zaten yeni harfleri hemen tatbik eyleyerek lisanın yazılışında ikiliği bir an evvel kaldırmak ve yeni Türk harflerinin husule getireceği iyi neticeyi bir an evvel istihsal etmek lâzım geldiğinden kanunun kabulünden itibaren devletin bilcümle daire ve müesseselerinde ve şirket ve cemiyet ve hususî müesseselerde Türk harflerinin kabul olunacağı ve en geç 1929 Kânunusanisinde yeni Türk harflerinin Devlet muamelâtına tatbik olunacağı ikinci ve üçüncü maddelerde tasrih edilmişti. Ancak matbu cüzdan ve evrak vesairenin yenisi tabı olunabilmesi için 1929 Haziranına kadar eski usûlde yazılması idame edilmiştir. Yeni harflerin halk arasında taammüm etmesi için birinci şart halkın en çok okuma zaruretinde bulunduğu eserlerin yeni harflerle neşredilmiş olmasıdır. Halk, yeni neşriyatı eski harflerle takip imkânına malik oldukça yeni harflere bir an evvel alışmakta müsamaha gösterebilir. Bunun için 1928 Kanunuevvelinden itibaren levha, tabela, ilân, reklâm ve sinema yazıları, mevkut Ve gayrı mevkut bütün Türkçe gazetenin risale ve mecmuaların Türk harfleri ile basılması ve yazılmasının mecburî olduğu dördüncü maddede gösterilmiştir. Yeni harfleri halk kitlesi arasında çabuk yayılmasını kolaylaştırmak için bu maddenin kabulü zaruridir. Bununla beraber devlet dairelerine tahriren müracaatta bulunan halkın müşkülat çekmelerine maihal kalmamak üzere 1929 senesi Haziranının birinci gününe kadar eski harflerle devlet dairelerine müracaatlarının kabulü muvafık görülmüştür. Aynı maksatla 1929 senesi ilk gününden itibaren Türkçe basılacak kitapların Türk harfleri ile basılması mecburiyeti beşinci maddede tasrih olunmuştur. Resmî ve hususî zabıtları tutacak kâtiplerin stenografisini öğreriinCeye kadar zabıt tutmaları tabiî olduğundan bunun için 1930 Haziranına kadar bu yolda zabıt tutulması tecviz edilmiştir. Kitap, kanun, talimatname, defter, cetvel, kayıt ve sicil gibi matbuaların yeniden tab'ı zamana mütevakkıf olduğundan bunlar 1930 Haziranına kadar kullanılacaktır. Nüfus kayıtları ve tapu kayıt ve senetleri ve mahakim sicil ve ilâmları ile mukaveleler ve muahadenaimelerin ve her nevi esham ve senetler gibi hukukî kıymeti haiz olan vesika ve paraların ve tezkere, kanun ve nizamnamelerin değiştirilmedikçe merî olması tabiî bulunduğundan yedinci madde bu surette yazılmıştır. Bilimum bankalar, imtiyazlı, imtiyazsız şirketler, cemiyetler ve müesseseler de devlet dairelerine muvazi olarak en geç 1929 Kânunusanisinin iptidasından itibaren muamelâtını yeni harflerle yapacak ve yalnız 1929 Haziranına kadar buralara da halk tarafından eski harflerle müracaat caiz olabilecektir. Buralarda da elde mevcut olan kitap, defter, cetvel, nizamname ve talimatnameler 1930 Haziranının başına kadar kullanılacaktır. Okuma ve yazmanın kolaylıkla halk kütlesine yayılmasını ve lisanın istiklâlini temin eyleyecek olan harf inkılâbının vücuda getireceği mesut neticeye muhakkak nazariyle bakan Hükümet merbut Kanun Lâyihasını teklif eylemektedir.

Kanun tasarısı yeni Yasama Yılının açıldığı gün görüşülmeye başlanır. Kanun ile ilgili olarak söz alan Malatya Mebusu İsmet Paşa şöyle der:

Türk Harfleri Kanunu Lâyihası mevzuu üzerinde söyleyeceklerim açık ve kısadır. Büyüik Reisi Cumhur Hazretlerinin işaret buyurdukları gibi Türk Harfleriyle Büyük Türk Milleti yeni bir nur âlemine girecektir. Biz buna samimiyetle ve vicdanî bir itimatla inanıyoruz. Teşebbüs, esasen milleti cehaletten kurtarmak teşebbüsüdür.; Tecrübelerimizle memleketin her tarafında yakından gördünüz ki; Türk alfabesi ile bu milletin okuma yazma mücadelesine girmesi her tarafta büyük bir açılma, büyük bir kolaylık vermiştir. Bugünkü neslin ve büyük müceddet mebusların aldığı tedbirleri ve gördüğü işleri istikbalde yazmak için hazırlanan müverritlerin bir noktaya bilhassa dikkatlerini celp etmek isterim. Hiçbir kanun lâyihası müzakere olunduğu anda cidden tatbik olunacağına ve büyük neticeler vereceğine bu kadar yakin emniyet vermemiştir. Yani hiçbir kanunun müzakeresi anında memlekette candan kabul olunacağına, cidden tatbik edileceğine, vâsi ve feyizli neticeler vereceğine bu andan daha ziyade kani lolmak mümkün değildir. Sebebi vazıhtır. Çünkü böyle bütün bir milletin hayatında, fikrî ve manevî yaşayışına tesir edecek olan esaslı ıslah bütün millet içinde her köşede esaslı olarak işlenmedikçe teşebbüs edilmek çok cesaret ister. Teşebbüslerimizle memleketin her tarafında ne kadar esaslı bir ihtiyaca temas ettiğinizi açık olarak gördünüz. Arkadaşlarım; bu harfler için millette gördüğümüz tehalük ve hüsnü kalbul başlıca şu noktayı izah eder ki; o da milletin bir an evvel okuyup yazmak, cehaletten sıyrılmak için taşıdığı arzu derin, geniş ve samimidir. Demek millet, hepimiz böyle bir anahtara çoktan beri muntazır idik. ikincisi; kolaydır. Hiç ummadığımız muhitlerde, nasıl telâkki edileceğini tahmin edemeyeceğimliz yerlerde, uğraşmak istemeyen vatandaşlarımızda ilk iki, üç harfin ve bir iki saatlik uğraşmanın verdiği teşvik ile öğrenmek vümi.t ve kanaatini birden vermesindedir.

Arkadaşlarım; bu kolaylıktan hakikiyle istifade etmek ve bunun neticelerini birkaç sene içinde gözle görülür bir hale getirmek için, Hükümet ciddi mesai sarf edecektir. Hükümet, bütün memlekette millet mektepleri halinde, işinde, tarlasında, fabrikasında çalışan vatandaşların ayaklarının ucuna getirilen kolaylıkla öğretecek muallimlerle,' kolay tedarik olunacak vasıtalarla bu yeni alfabeden tamamiyle istifade etmeleri için bütün mesaisini sarf edecektir. Bu mücadeleyi muvaffakiyetle neticelendirmek için 'vazife münhasıran, hakikaten kendileriyle iftihar ettiğimiz muallimlerin değildir. Memurlarımız ve bu memleketin bütün münevver evlâtları bu sene, gelecek sene ve birkaç sene zarfında bu alfabe ile vatandaşların tamamen okuyup yazması için ellerinden geleni ila edecektendir.

Kanun layihası esas itibariyle umumi hayatı yeni alfabe ile yazı devrine suhuletle nakletmek için işe göre muhtelif devirleri göstermektedir. Biz bu devirleri ihtiyaca tamamen tetabuk edecek kadar dikkatli intihap etmeye çalıştık. Yakın bir zamanda umumi hayat ve muamelat yeni yazı ile cereyan etmeye başlayacaktır. Tabii bugün elimizde kullanmakta bulunduğumuz bir çok matbu vesikalar vardır ki, o vesikaların değiştirilmesine kadar faaliyet şubesinin cinsine göre muhtelif müddetler konulmuştur. Buna da zaruret vardır. Bu Kanun layihası ile Türk Milletinin fikri hayatına yeni bir devir açıyorsunuz. Bir sözü tekrar ederek maruzatıma nihayet vermek isterim. O da tedbirin hayırlı ve faydalı olduğuna cidden ve samirnen inanışımızdır. Büyük işlerde samimi inanmak, o işin muvaffakiyetle neticelenmesi için muhtaç olunan başlıca kuvvettir. Bu kuvvet o kadar mühimdir ki, bunun karşısında yenilmeyecek zorluk ve aşılmayacak tümsek yoktur.

 

1 Aralık'ta Meclis'te kabul edilen Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında başlıklı 1353 sayılı Kanun, iki gün sonra 3 Aralık'ta Resmi Gazete'de yayınlanır. Kanun 10. maddesinde de belirtildiği gibi, yayınlamdığı tarihte geçerlidir ama 8. maddesinde geçen “...bilümum bankalar, imtiyazlı ve imtiyazsız şirketler, cemiyetler ve müesseselerin bütün Türkçe muamelatına Türk harflerinin tatbikı 1929 Kanunusanisinin birinci gününü geçemez.” hükmü sanki yasanın 1929 yılı başından itibaren geçerli olduğu algısı uyandırır. Evet fiiliyatta doğru olan da budur ama bu konudaki birçok araştırmada yapılan yaygın yanlışı vurgulamak adına, hukukî olarak yasanın 1 Ocak'ta yürürlüğe girdiğini söylemenin yanlış olduğunun altını da çizelim. Kanun metni şöyledir:

Madde 1 – Şimdiye kadar Türkçeyi yazmak için kullanılan Arap harfleri yerine Latin esasından alınan ve merbut cetvelde şekilleri gösterilen harfler (Türk harfleri) unvan ve hukuku ile kabul edilmiştir.

Madde 2 – Bu Kanunun neşri tarihinden itibaren Devletin bütün daire ve müesseselerinde ve bilcümle şirket, cemiyet ve hususi müesseselerde Türk harfleriyle yazılmış olan yazıların kabulü ve muameleye konulması mecburidir.

Madde 3 – Devlet dairelerinin her birinde Türk harflerinin Devlet muamelatına tatbiki tarihi 1929 Kanunusanisinin birinci gününü geçemez. ġu kadar ki evrakı tahkikiye ve fezlekelerinin ve ilamların ve matbu muamelat cetvel ve defterlerinin 1929 Haziran iptidasına kadar eski usulde yazılması caizdir. Verilecek tapu kayıtları ve senetleri ve nüfus ve evlenme cüzdanları ve kayıtları ve askeri hüviyet ve terhis cüzdanları 1929 Haziranı iptidasından itibaren Türk harfleriyle yazılacaktır.

Madde 4 – Halk tarafından vakı müracaatlardan eski Arap harfleriyle yazılı olanlarının kabulü 1929 Haziranının birinci gününe kadar caizdir. 1928 senesi Kanunuevvelinin iptidasından itibaren Türkçe hususi veya resmi levha, tabela, ilan, reklam ve sinema yazıları ile kezalik Türkçe hususi, resmi bilcümle mevkut, gayrı mevkut gazete, risale ve mecmuaların Türk harfleriyle basılması ve yazılması mecburidir.

Madde 5 – 1929 Kanunusanisi iptidasından itibaren Türkçe basılacak kitapların Türk harfleriyle basılması mecburidir.

Madde 6 – Resmi ve hususi bütün zabıtlarda 1930 Haziranı iptidasına kadar eski Arap harflerinin stenografi makamında istimali caizdir. Devletin bütün daire müesseselerinde kullanılan kitap, kanun, talimatname, defter, cetvel kayıt ve sicil gibi matbuaların 1930 Haziranı iptidasına kadar kullanılması caizdir.

Madde 7 – Para ve hisse senetleri ve bonolar ve esham ve tahvilat ve pul ve sair kıymetli evrak ile hukuki mahiyeti haiz bilcümle eski vesikalar değiştirilmedikleri müddetçe muteberdirler.

Madde 8 – Bilümum bankalar, imtiyazlı ve imtiyazsız şirketler, cemiyetler ve müesseselerin bütün Türkçe muamelatına Türk harflerinin tatbikı 1929 Kanunusanisinin birinci gününü geçemez. Şu kadar ki halk tarafından mezkür müesseselere 1929 Haziranı iptidasına kadar eski Arap harfleriyle müracaat vakı olduğu takdirde kabul olunur. Bu müesseselerin ellerinde mevcut eski Arap harfleriyle basılmış defter, cetvel, kataloğ, nizamname ve talimatname gibi matbuaların 1930 Haziranı iptidasına kadar kullanılması caizdir.

Madde 9 – Bütün mekteplerin Türkçe yapılan tedrisatında Türk harfleri kullanılır. Eski harflerle matbu kitaplarla tedrisat icrası memnudur.

Madde 10 – Bu Kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 11 – Bu Kanunun ahkamını icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

 

Arap harflerinden Latin harflerine geçiş günümüzde halen tartışılmakta olan bir mevzu. Cuhurbaşkanı Erdoğan, 2019'un Öğretmenler Günü vesilesiyle yaptığı konuşmada da bu reforma değinerek Latin harflerine geçişin toplumun kendi kültürüyle bağını kopardığını iddia etti. Cumhurbaşkanı mutlaka yine danışmanlarınca yanlış yönlendirilmişti, yoksa “Rical-i Devlet”in 1928'de “dil”in değil “alfabenin” değiştiğini bilmemesi, dilde reform düşüncesinin Cumhuriyetin çok ama çok öncesinde başladığını bilmemesi mümkün mü? Sahi mümkün mü?

 

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e dil reformu tartışması Nurettin Kalkan ile birlikte çalışmıştık. Daha doğrusu Nurettin “çalışmış” mesaisinin çoğunu bu işe ayırmış, ben de ona elimden geldiğince destek ve yönlendirici olmaya gayret etmiştim. Çok yakın bir zamanda Mukaddime dergisinde yayınlanan bu çalışmamızda da benzer bir konuya değinmeye gayret etmiştik. Çalışmamızda da dile getirmeye çalıştığımız gibi, 1929'da Latin harflerinin kabulüyle yepyeni bir merhaleye evrilecek olan dilde sadeleşme çabaları Osmanlı'nın ulus devletleşme sürecinde bir kilittaşı görevi gören Tanzimat ile birlikte başlayacaktı. Çalışmızda bu dönüşümü şu kelimelerle ifade etmeye çalışmıştık:

Türkçe, Arapça ve Farsçadan mürekkep bir dil tabiri caizse bir devlet dili olma vasfı hayli belirgin olan Osmanlı Türkçesi, şüphesiz tebaanın günlük kullanımındaki dilden hayli farklıydı. Bu durum, Tanzimat öncesinin yöneticisi için de tebaası için de önemli bir sorun teşkil etmiyordu. Ancak, İmparatorluk yönetiminin bir ulus-devlete, İmparatorluğun tebaasının da yurttaş-bireye doğru dönüşümü; devlet ve yurttaşın aynı dili konuşmasına, devletin dilinin toplumun diline yakınlaşmasına, farklı bir ifade ile belirtmek gerekirse dilde reform tartışmalarının da başlamasına vesile oldu.3 Devlet dilinin, resmî dilin, Arapça ve Farsçayla bezeli, detaylı ve ağdalı bu yapısı, jargonu, dilin merkez ve çevre arasında bir paravan vazifesi görmesine zemin hazırlıyor; ancak pre-kapitalist Osmanlı’nın (ulus-devlet öncesi İmparatorluğun) devlet ve toplumu arasındaki bu dilsel paravan, herhangi bir siyasî ya da sosyal soruna da mahal vermiyordu. Tanzimat’ın ilanından sonra kurumsal olarak modernleşme sürecine giren Osmanlı’yı, hedeflediği bu yeni düzene ulaştıracak ve yapılması planlanan reformların toplumda makes bulmasını sağlayacak en önemli araçlardan biri ise dildi. Dil, merkez ve çevre arasında bir paravan gibi değil de, bir köprü gibi işlev görmeliydi: Nitekim ulus (çevre) ile devlet (merkez) arasında tesis edilen yeni mekanizmayı (ulus-devlet) çalıştıracak temel zembereklerden biri de dildi. Tam da bu yüzden, dilde reform tartışmalarının bilinçli ve hararetli bir şekilde ilk defa bu dönemde başlaması bu açıdan bir rastlantı değildir.

Dil reformu üzerindeki tartışmalar popülerliğinden hiçbir şey kaybetmeyerek Meşrutiyet dönemlerine ve oradan da Cumhuriyet’e intikal eder. Cumhuriyet yönetimi, dilde sadeleşme düşüncesinin Tanzimat ve Meşrutiyet yıllarında edindiği bu birikimden yararlanmış; fakat reform fikrini bir linguistik problemine indirgememeye de özellikle gayret etmiştir. Bu açıdan Cumhuriyet’in, dil reformu düşüncesini uluslaşma ve muasırlaşma düşüncelerine eklemleyerek tartıştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir başka ifadeyle Cumhuriyet’in dil reformu düşüncesi, dilin kendisinde bir reform düşüncesinin yanında ama kesinlikle onun ötesinde, bir zihniyet dönüşümünün, bir muasırlaşma paradigmasının manivelası ve ulus (-devlet) inşası düşüncesinin kilit bir unsuru olarak ele alınmaya çalışılmıştır. Bu yüzden, Cumhuriyet döneminde devlet aygıtı tüm kurumlarıyla birlikte dilde sadeleşme meselesine dâhil olacak ve 1932’de kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti (TDTC) önderliğinde dil reformunu gerçekleştirecektir.

Çalışmamızda da belirtmeye çalıştığımız gibi, ulus devlet örgütlenmesinin icap ettirdiği yeni referans noktalarını ıskalayan bir dil reformu okuması muhafazakârların temel sorunu olmuştur. Muhafazakârlar, dil reformunu yalnızca Cumhuriyet’in bir ürünü olarak addetmekte; reforma giden yoldaki Osmanlı birikimini ihmal etmektedirler. Unutmamak gerekir ki, Türkiye’deki İslamcılar için simgesel bir önemi olan II. Abdülhamid devrinde dahi dilde sadeleşme hareketleri akamete uğramadan devam etmiştir. Hakeza dil reformunun, dönemin ulus-devletleşme sürecindeki neredeyse tüm devletlerin ajandalarında yer alan öncelikli başlıklardan biri olduğunu da hatırlamak gerekir. Bu kapsamda yapılan reformların sadece Türkiye Cumhuriyeti’ne mahsus bir faaliyet olmadığını, dünyada da örneklerinin bulunduğunu vurgulamakta yarar vardır.

Dilde sadeleşme ve Latin harflerine geçişin hakim muhafazkâr eleştirisi sorunlu da onun günümüz Kemalist savunusu sorunsuz mu? Zinhar! Dile, masa başında şekil verilebilecek, kanunla, yönetmelikle şekil verilebilecek bir mevzu gibi bakıldığı durumlar olmamış mıdır? Devlet arşivlerindeki eski yazılı evrakların Mayıs 1931'de Bulgaristan'a saman balyası fiyatına satılması gibi yanlışlar yapılmamış mıdır? Allah'tan, Cevdet (İnançalp) olayın takipçisi olur, dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye bir mektup yazarak evrak satışının incelenmesini ve yapılan usulsüzlüğe son verilmesini ister. Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce’nin Meclis'e verdiği önerge üzerine, hükümet bu konuda teşebbüse geçerek  Bulgaristan’a satılan evraktan bir kısmı ancak geri alır, kimi görevliler hakkında ise soruşturma açılır ama olay bir şekilde kapatılır ve unutturulmaya çalışılır.

Çalışmamızda ifade ettiğimiz temel argümanı buraya taşıyarak bitirelim: “Bu çerçeveden bakıldığında Cumhuriyet’in dil reformu, ulus-devletleşmenin gerektirdiği devlet-millet kaynaşmasını sağlayabildiği ölçüde bir köprü; İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e kopuşu ima edebildiği ölçü de bir paravan olarak ele alınabilir.”

Keyifli Pazarlar

Mete Kaan Kaynar

 

 

 


 

Geri dön

Diğer Yazılar