Yazılar

İKİ KANUN VE CUMHURİYETİN TASFİYELERİ

27 Eylül 2020

 

Cumhuriyetin ilanından sonra Millî Mücadele’ye katılmayan, harekete muhalif olan ve/ya muhalif bir teşkilata üye olan ya da ülkeyi terk edenler ile ilgili olarak çıkarılan üç kanundan bahsedebiliriz. Bunlardan en bilineni 23 Nisan 1924’te çıkarılan ve 150’likler olarak anılan isimlerin yurttaşlıktan çıkarılmasına dair kanundur. Hoş, bu kanun için Millî Mücadele’ye iştirak etmeyenler ifadesinden çok yeni rejimin istenmeyen adamları listesi dense yeridir. Başta Padişah Vahdettin olmak üzere -en son Refet Bey’in de eklenmesiyle- 150 kişi sürgün edilirler. Benim bu yazıda bahsetmek istediğim iki kanundan ilki, bu kanundan bile önce 25 Eylül 1923’te çıkarılan ve “Mücadelei Milliyeye iştirak etmiyen ve hududu millî haricinde kalan erkân, ümera, zâbitan ve memurin ve mensubîni askeriye hakkında” çıkarılan kanundur. Adından da anlaşılacağı gibi kanun askerler ile ilgilidir ve bu kanunla, İstanbul ve vilâyatı müstahlâsa [düşmandan arındırılmış iller] ile Türkiye haricinde kalarak Millî Mücadele’ye iştirak etmiyen berrî, bahrî ve havai [kara, deniz ve hava] ve jandarma sınıflarından muvazzaf mütekait ve ihtiyat bilûmum erkân, ümera ve zâbitan ve memurin ve mensubîni askeriyeden her hangi bir suretle Harekatı Milliye aleyhindeki teşkilâta dâhil oldukları veya münferiden çalıştıkları bir heyeti mahsusa tarafından yeniden tetkik ve tahkik neticesinde sabit olanların bir daha Hidematı Devlette [Devlet hizmetinde] istihdam edilmemek üzere nisbeti askeriyeleri kat ‘olunur.

Kanun, Kuvayı Milliye güçlerine katılmaya resmen davet edilip de icabet etmemiş olanlar için de geçerli olarak kabul edilir, onlar da bu kanunun kapsamına dahil edilirler. Bu arada, Büyük Taarruz’un başladığı 26 Ağustos 1922 tarihine kadar İstanbul’da ve düşmandan kurtarılmış illerde kalmış olan kara, deniz, hava ve jandarma sınıflarına mensup erkândan hizmeti otuz seneyi ve ümera ve zâbitan ve memurîn ve mensubîni askeriyeden yirmi beş seneyi ikmal edenlerin bir defaya mahsus olmak üzere rızalarına bakılmaksızın emekli edilmeleri de bu kanunla hükme bağlanır.

347 Sayılı kanunla, Meşrutiyetten sonra ülkeden ayrılarak bugünkü Türkiye hudutları haricinde kalmış bulunan bilûmum memalikte hizmet kabul ederek veya etmiyerek bilihtiyar kalan veyahut daha önce bahsedilen bu yerlere izinsiz giden veya izinli ve hava değişimi suretiyle gidip izin sürelerini ihlal eden kara, hava, deniz ve jandarma sınıflarına mensup görevli, emekli ve ihtiyat zâbitan ve memurin ve mensubîni askeriyenin mezuniyet veya tebdilhava müddetlerinin bitmesinden itibaren askerlikle ilişkilerinin kesilmesine karar verilir.

347 Sayılı Kanun, Millî Hareketin fiili başlangıç tarihi olan İzmir’in işgali (15 Mayıs 1919) ve fiili bitiş tarihi olan Lozan Muhadesinin Meclisi Millî tarafından tarihi tasdiki (23 Ağustos 1923) olup mezkûr tarihiler arasında Anadolu’ya iltihak ederek Millî Orduda hizmet eden çeşitli sınıflardaki askerlerin hizmette bulundukları müddet nazarı dikkate alınarak Askerî Tekaüt ve İstifa Kanununun beşinci maddesi mucibince muamele yapılması hükme bağlanır. Aslında kanunun bu maddesini size özetlememin temel nedeni, bu maddede hükme bağlanan karardan ziyade 347 Sayılı kanunun Millî Mücadele’nin fiili başlangıç ve bitiş tarihlerini nasıl tespit ettiği ile ilgilidir. Parantez içindeki 23 Ağustos 1923 tarihi sizleri yanıltmasın. Lozan 24 Temmuz’da imzalanmış olmasına rağmen bir ay sonra 23 Ağutos’ta TBMM’de onaylanarak yürürlüğe girmiştir.

347 Sayılı kanun askerler ile ilgiliyken, 26 Mayıs 1926 tarihinde kabul edilen 847 Sayılı Mücadele-i Milliyeye İştirak Etmeyen ve Millî Hudut Haricinde Kalan Memurini Mülkiye Haklarında Yapılacak Muameleye Dair Kanun, aynı konuda devlet memurlarının durumlarını düzenler. Zaten Kanunun ilk maddesinde bu kanunun 25 Eylül 1339 tarihli kanunun haricinde kalan memurlardan -yani yukarıda tartıştığımız kanun kapsamı dışında kalan tüm memurlardan- herhangi bir suretle Millî hareket aleyhindeki teşkilâta dahil olduklarına veya bu teşkilâtı tertip ve icra ettiklerine veya bu yolda münferiden veya müctemian çalıştıklarına karar verilenlerin bir daha devlet hizmetinde İstihdam olunamayacağını hükme bağlar.

Bozok (Yozgat) Milletvekili Süleyman Sırrı Bey, kanunun sadece memurlar ile sınırlı tutulmasına karşı çıkar. TBMM’deki konuşmasında “Efendim, bu maddede kanunun haricinde kalan memur ve mazullerden teşkilâta dahil olanlar badema devlet memuriyetinde kullanılmıyacak, diyor, ya memur ve mazul değil de bir şahıs ise bundan sonra devlet hizmetine girebilecek mi? Yani o fert bu gibi teşkilâta girmiş de hiçbir memuriyet kabul etmemiş ise bu şahıs memur olabilecek mi? Şüphesiz olamıyacaktır. Binaenaleyh bendenizce burada bir noksan vardır. Yaîmz memur ve mazuie hasretmemelidir. Şahıs da ithal edilmelidir.” Diyerek (1) – Kuvayı inzibatiyeye fiilen iştirak edenler, (2)- Kızıl hançerciler, (3) – Nigehbancılar, (4) Hürriyet ve itilâf merkezi umumiyesine İstanbul işgalinden sonra iştirak edenler, (5) – İngiliz muhipler cemiyetine dahil olanlar, (6) -. Anzavur çetesine dahil olanlar, (7) – Etemin isyanına dahil olanlar (8) Ferit Paşa kabinesinde bilfiil nazırlık etmiş olanların da” bu kanuna dahil edilmesini savunursa da bu öneri kabul görmez.

Süleyman Sırrı Bey’in önerisi bir yana, Millî Mücadele’nin başladığı tarihten bittiği tarihe (854 Sayılı Kanun da Millî Cidalin fiili başlangıç ve bitiş tarihleri konusunda hemfikirdirler) memurlar içinde kimlerin Millî Mücadele’ye katılmadığını isim isim belirlemek bile bir o kadar sorunludur. Erzincan Milletvekili Abdülhak Bey de söz alarak bu konudaki endişeleri dile getirir. Önerisi şöyledir: “— Muhterem efendiler, bu kanunun ikinci maddesi diyor ki; memurinden ‘bir heyeti mahsusa teşekkül eder, acaba Vekâletler mücadelei Milliyeye iştirak etmeyen memurinin samisini şimdiye kadar tespit etmişler midir? Onu bilmiyorum. Fakat herhalde bu heyeti mahsusamn vazaifini tesri ve teshil için Müdafaai Millîye Vekâletinde olduğu gibi aynen Vekâleti aidesinde ihzari bir komisyon teşkil etmek lâzımdır.” Tekirdağ Mebusu Faik Bey ise bir heyet oluşturulması fikrine karşı çıkarak “Abdülhak Beyefendi arkadaşımızın beyanatı tatbikata aittir. Bendenize kalırsa kanunu böyle takyitlerle bağlamak iyi olmaz. Bir heyet teşekkül edecektir. O heyetin salâhiyeti gayri mahduttur. İstediği gibi tetkikat ve tahkikat yapar. Bir de hükümet vardır. O hükümetin de tetkikat yapıp evrakı komisyona sevk etmekte kimse elini bağlamaz. Hükümet de serbesttir, heyet de serbesttir. Hükümet bir taraftan tetkikatını yapar, ona verir. Diğer taraftan heyet, hükümetin vermesini ‘beklemez. İhbar ile veya herhangi bir ıttıla ile herhangi bir zat hakkında tetkikatını yapsan. Onu için maddenin olduğu gibi kalması daha iyidir.” Der.

Zürcher Bir Ulusun İnşası’nda her iki yasanın birer tasfiye yasası olduklarının altını çizer ancak bu tasfiyenin sınırlı tutulduğunu da belirtir. Daha 24 Mayıs 1928’de çıkarılan 1289 Sayılı kanunla, diğer iki kanunla (347 ve 854) haksız yere memuriyetten atılan asker ve memurların durumlarının tekrar ele alınabilmesi için bir heyet teşkil edilmesine karar verilir. Bunu 29 Haziran 1938 Tarih ve 3527 Sayılı Af Kanunu izler. Bu kanunla İstiklâl Mahkemeleri kararı ile mahkûm edilmiş olanlar ve 150’likler de dahil olmak üzere affolunurlar 1938 tarihli Af Kanunu ayrıca, 25 Eylül 1339 tarih ve 347 v e 26 Mayıs 1926 tarih v e 854 sayılı kanunlara göre teşekkül etmiş olan Heyeti Mahsusalarca haklarında bir daha devlet hizmetlerinde istihdam edilmemelerine karar verilen kişilerin de affedilmesine karar verir. Kanun 24 Mayıs 1928’de kabul edilen 1298 Sayılı Kanun hükmünce kurulan Âlî Karar Heyeti kararlarını ref eder, kaldırır.

Keyifli Pazarlar

Geri dön

Diğer Yazılar